Kurtaran Dokunuş...
/İspanya’nın Bask bölgesinde yer alan bir küçük kasaba, 26 Nisan 1937 günü çok ünlü olmak üzereydi. Bu ün ne yazık ki çok yanlış nedenler yüzünden olacaktı.
O gün battığında güneş; İspanya iç savaşının tarafları olan Franco yanlıları ile Cumhuriyetçilerin safları daha da sertleşecek, Hitler ve Mussolini, Franco’nun cephesinin İber yarımadasının kuzeyine yaklaşmasını sağlayacak olan o şeytani darbeyi, hafızalara kazıyacaktı.
O kasaba Alman savaş uçakları tarafından 3 saat sürecek olan bombalama bittiğinde, yitirdiği 1,700 kişi ile Hiroşima, Nagazaki, Dresden, Musul veya Halep’ten yıllar önce savaşın en çirkin yüzü ile tanışacak, haksızlığın ve çaresizliğin simgesi olacak .
O bombalama sırasında kasabada bulunan Amerikalı gazeteci George Steer tarafından, bu vahşi saldırının haber yapılması ile dünyaya ilk kez tanıtılan bu kasaba, ölümsüzlüğünü Picasso tarafından resmedilmesine borçlu olacaktı.
Tercih hakları olsa o 1,700 sivil ve geride kalanlar hiç tanınmamış ve resmedilmemiş olmayı seçerlerdi, ama Picasso sayesinde, en azından, savaşın ve getirdiği yıkımın simgesi olarak ders çıkartabilecek gözler, anlayabilecek zihinler için bayraklaşabilmişlerdir.
Hitler hiç kuşkusuz ki bu bombalamada mobilize ettiği Condor Lejyonu ile yeni silah, cephane ve saldırı taktiklerini deneme şansını yakalamış; belki kazanımları da milyonlarca insanın ölümü ile sonuçlanacak bir dünya savaşının başlangıcı olmuştur. (Alman Hükümeti, Guernika bombalaması ile ilgili tüm sorumluluğu ise ancak 1999 senesinde alacaktı.)
Bu bombalamadan 2 sene sonra Faşistlerin lehine sona eren iç savaşın sonucu Büyük Britanya ve Fransa, 1975 yılında ölümüne kadar sürecek olan Franco diktatörlüğüne onay vereceklerdi.
Herkes, her ülke, her seyirci, öyle veya böyle bu kırımı ya unutmuş ya da görmezden gelebilmeyi başarabilmişti. Bunun böyle olacağını ve bir tatil günü alışveriş yaparken bombalanıp ölen 1700 sivilin asla unutulmaması gerektiğini düşünebilmek için bir devlet adamı olmak gerekmiyordu. Bir sanatçı olmak yeterliydi.
Guernika, ya da Bask dilinde Gernika denildiğinde bugün herkes ürperiyorsa, ve aklına ibret dolu bir savaş suçu geliyorsa, bunu ironik bir şekilde sanata ve Picasso’ya borçluyuz.
Pablo Picasso’ya Paris Dünya Fuarı için 1937 de sipariş edilen resmin konusu işte tam da bu nedenle seçildi. Savaşın çirkin yüzü kolayca unutulmamalıydı. Picasso,11 Mayıs 1937’de fuar için bu resmi yapmaya karar verdi.
Picasso’nun en ünlü tablosu olan Guernika, belki bugün bile bir savaş üzerine yazılmış en güçlü politik cümle veya reaksiyondur.
Tablonun 3,5 metreye 7,7 metrelik boyutları ve her göreni, yansıttığı dehşetin içine çekmeyi başaran etkisi ona, sergilendiği Paris fuarı bittikten sonra 19 yıllık bir dünya turu yaptırmıştı. Bu süre boyunca sergilendiği her ülke ve şehirde savaşın çirkinliğine ve dehşetine dikkat çekmeye çalışmış olmasına rağmen 2.dünya savaşını engelleyememiştir. Franco yönetimi süresince resmin İspanya’ya girişinin yasak edilmesi nedeniyle resim, New York Modern Sanatlar Müzesinde, dönüş zamanını beklemiş ve ancak ncak İspanya’da özgürlük ve demokrasi tesis edildikten sonra 1981 senesinde Madrid Reina Sofia Müzesine dönebilmişti.
Savaşın külleri ve karanlığından aldığı siyah ve gri tonları ile Guernika, sadece İspanya iç Savaşının yarattığı vahşetin değil, tüm savaşların da neden olduğu ıstırapların bir simgesi olmuş ve en politik resim olarak ünlenmiştir.
Sanatçı elindeki tek silahını, kalemini, fırçasını veya enstrümanını barış için kuşanınca ve savaşa karşı durunca nasıl da devleşiyor. İşte binlerce tablosu olan Picasso, sırf bu nedenle ve daha çok bu resmi ile tanınır.
Bir küçük İspanyol kasabası işte böylece bir ustanın fırça darbeleriyle ve hiç de hoş olmayan izleri ile tüm dünyaca tanınıyor.
Ancak öyle bir simgesi daha var ki Guernika kasabasının, aslında bugün tüm dünyaya kendi mesajını tekrar tekrar veriyor.
Özgürlük ve demokrasinin simgesi olarak Kabul edilen bir meşe ağacı.
Guernika Ağacı
Çağlar boyunca bölgede yaşamış olan halk, bir meşe ağacı altında toplanıp kararlarını alıp, bir arada nasıl yaşayacaklarına ilişkin kuralların temellerini atıyorlarmış. Özgürlük ve barış dileklerini, altında bir araya geldikleri bu ağacın altında dile getiriyorlarmış.
Öyle ki bu ağacın arkasında inşa ettikleri ilk parlamento binasındaki toplantı salonunun tavanı da meşe ağacından oluşan bir vitray ile süslenmiş.
Evet toprağın üzerinde bulunan her şey gibi o ağaçta nasibi almış savaşlardan ve bombalardan. Sergilenebilecek kadar bir kısmı korunmaya alınmış.
Ancak üzerindekini yıksan da, toprak altındaki kökleri yine de fışkırmaya, barış ve özgürlük filizleri yaymaya devam etmiş.
Üzerine en acımasız ve en yıkıcı bombalarını bıraksa da savaş; özgürlük, barış ve demokrasi bir yolunu bulup yaşamını sürdürecek kadar köklü ve vazgeçilmez.
Ne zaman savaş çığlıkları duysam, haksızlıkla karşılaşsam, aynı ürpertiyi yaşarım ve aklıma bir ağaca dokunmak gelir. Hala insanlığı yüceltecek değerlerin var olduğunu hatırlamak, düşünebilmek için...
Şimdi bir küçük iyilik yapın kendinize. Ev veya ofisinizdeki bir ahşaba (ki çoğu meşedendir) dayayın avuçlarınızı. Özgürlük ve demokrasinin avuçlarınızdan başlayarak kalbinizi ısıttığını hissedeceksiniz. Savaş, şiddet, kavga ve gürültü , ne zaman düşüncelerinizi barış, özgürlük, adalet ve huzurdan uzaklaştırsa, elinizi yaslayacak bir meşe bulun.
İnanın iyi gelecek, mutlu olacaksınız...
